Bildiri ve Duyurular

Basın Açıklaması, Hukuk Komisyonu

Tarih: 22.02.2024

Basın Açıklaması, Hukuk Komisyonu

Kamuoyuna Duyuru

Son dönemlerde bilimden ve gerçeklikten uzak, ahlaktan yoksun şahısların sürekli olarak cumhuriyetimizin kurucu değerlerine ve kurucu önderine karşı yapmış oldukları saldırı ve hakaretleri tiksinti ve öfke ile takip etmekteyiz.

Peşinen bilinmesini isteriz ki Türk Milleti Atatürk'ün açtığı yolda onun izinden yürümekte bir an bile tereddüt göstermemiştir ve göstermeyecektir. Gelinen günde bizler Türk milliyetçileri olarak bu şiarı her şeyin ve herkesin üzerinde tutuyor, Başbuğ Atatürk'ün hatırasına her zaman ve şartta sahip çıkacağımıza bir kez daha söz veriyoruz.

Ömrünün her safhasını Türk Milleti'ne hizmetle geçirmiş Atatürk'ün şahsına ve onun mirası cumhuriyetimize alçakça kasteden hainlerin hesapları isimlerine ve mensubiyetlerine bakılmaksızın, ahval ve şerait fark etmeksizin tarafımızca akamete uğratılacaktır.

Bugünden başlayarak cumhuriyetin kurucu değerlerine ve Atatürk'ün hatırasına yönelecek tüm saldırıların hukuk önünde bertaraf edilmesi ve sorumluların en ağır şekilde cezalandırılması için tüm varlığımızla mücadele edeceğimizi kamuoyuna saygıyla bildiririz.

Türk Hekimi, Mesleğine Sahip Çık!

Tarih: 23.01.2024

Türk Hekimi, Mesleğine Sahip Çık!

Metin: Hekimleri kamu nezdinde temsil eden meslek kuruluşu Türk Tabipleri Birliği'dir (TTB). TTB’nin mevcut yönetiminin, asli görevi olan mesleki haklar ve sorumlulukları düzenlemek ve denetlemekten uzak olduğu herkesin malumudur. Dahası, bölücü terör örgütüne yönelik operasyon yapıldığında "Savaş bir halk sağlığı sorunudur." diyen ancak şehit haberlerine taziye bile yayımlamayan TTB yönetiminin hekimlerin itibarını ne için harcadıkları göz önündedir.

TTB’nin bu hali, hekimlerin haklarını savunma çabasında her zaman bir ayak bağı oluyor. Sağlık sisteminin idaresindeki yanlışlara yönelik girişimlerde hekimleri temsil eden kurumun bu hali kasten öne sürülerek hekimlik aşağılanmaktadır. Bu durum hekim haklarını vermek istemeyen idarecilerin elinde koz haline gelmektedir.

“TTB beni temsil etmiyor!” söyleminin bir faydası olmadığı görülmüştür. Gerek kanunen gerek kamuoyu önünde TTB hekimlerin geçerli temsilcisidir.

Vatanını seven bir hekimin asla memnun olamayacağı TTB yönetiminin mükerrer seçimlerle görevde kalmasının yegane sebebi hekimlerin seçime iştirakinin düşük olmasıdır. 31 binden fazla hekimin görev yaptığı İstanbul’un tabip odasında seçime katılan hekim sayısı ancak 3500’lerdedir. Bu sebeple TTB yönetimi hekimlerin genelini yansıtmayan azınlık bir grubun tahakkümünde bulunmaktadır.

Nisan 2024’te yapılacak TBB seçimleri için üye listeleri Mart ayında kesinleşecek ve TTB’ye gönderilecektir. Şubat ayının son haftasına kadar üye olanlar seçimlerde oy verebilecektir. Oy verebilmek için aidat ödeme şartı bulunmamaktadır. Siz de meslek kuruluşunuzu demokratik yollarla yanlış ellerden kurtarmak için görev yaptığınız ilin tabip odasına üye olun ve sizi temsil edecek bir TTB yönetimi için seçim günü oy kullanın.

Türk hekimlerini hem mesleğin temsilini hem Türk adını taşıyan kurumlarımızı işgalden kurtarmak için mutlaka seçimlerde oy kullanmaya davet ediyoruz.

Milliyetçi Kongre Derneği Sağlık Komisyonu

Kamuoyuna Duyuru

Tarih: 25.12.2023

Kamuoyuna Duyuru

Metin: Ordumuzun terörle mücadele operasyonları esnasında verilen 12 şehidimizin acısı yüreğimizde hala tazedir. Şehitlerimizin ailelerine, silah arkadaşlarına ve büyük Türk Milleti'ne sabır ve baş sağlığı dileriz. Yaralı kahramanlarımızın tez iyileşmesi en büyük temennimizdir, emanet edildikleri sağlık çalışanlarına güvenimiz sonsuzdur.

Milliyetçi Kongre olarak şehit haberlerinin hiç gelmemesini isteriz. Fakat canımıza, namusumuza ve malımıza kast edenleri durdurmak için vücudunu siper eden kahramanlarımız bizi korurken şehit düşünce, bu olayın yakıcı haberinin yalnız düştüğü yeri yakmasını istemeyiz. Zira onlar kendileri yahut aileleri için değil; zengin-fakir, genç-yaşlı, kadın-erkek, köylü-şehirli bütün Türkler için ve onlar adına şehit düşmüşlerdir.

Üzülerek tecrübe ettiğimiz ilk husus, şehit haberlerinin yakıcılığını yitirdiğini, sıradanlaştığını görmek. Bunda şüphesiz Çözüm Süreci denen çözülme sürecinin ve mimarı olan iktidarın yarattığı ortamın payı vardır. Terör propagandasını normalleştiren ve meşrulaştıran bu ortam, milletin fertlerinin zihinlerini bozarak şehit haberlerine dair bir kayıtsızlık yaratmaya başlamıştır. Şehidin canına kimin kıydığını ve neden kıydığını açıkça ifade etmeden yalnız kahraman askerlerimizin yüksek fedakarlığını övmekle iktifa eden yeni hamaset dili, millet ve askeri arasında güçlü ve tertemiz olması gereken bağları maalesef yeniden inşa edemiyor.

Öte yandan bir şehit haberi geldiğinde, o şehidin temsil ettiği değerleri, yani müşterek millet değerlerini benimseyen herkesin tepki vermesi gerekir. Bu tepki dahi siyasi hesaplarla belirleniyor ve ayrışıyorsa, yitirilen yalnız cephedeki canlar değil, doğrudan millet olma halidir. Unutulmaması gerekir ki terör ordumuzu meydan savaşında yenmeyi yahut devletimizi işgalle yıkmayı hedeflemiyor. Terörün hedefi moral bozmak, dedikodu çıkarmak, ayrılıklar yaratmak ve Türklerin savaşma kabiliyet ile azmini kırmaktır. Tankı, tüfeği, topu, uçağı gayet işler şekilde durduğu halde yıkılan onca devlet vardır, bu biz Türkler için mutlaka ibret alınması gereken bir hakikattir.

Hal böyleyken, hem iktidara hem muhalefete ordumuz ve şehitlerimiz ile ilgili haberlerin siyasi emellere alet edilmemesi için ihtarda bulunuyoruz. Ordumuz hepimizindir, şehitler hepimizin evladı, kardeşi ve babasıdır. Milliyetçi Kongre olarak mevcut iktidar döneminde milli bayramların bile birer ayrışma vesilesine dönüşmesini gördükten sonra, şehit vakalarında da ayrışma vesileleri görmek istemiyoruz. Terörün siyasi uzantılarının yukarıda bahsedilen bozguncu faaliyeti kolaylaştıran ve güçlendiren işlevine dikkat çekiyor, milli değerlerin ortak olduğunu ve her Türk'ün hem pay hem hak hem de sorumluluk sahibi olduğunu tekrar hatırlatıyoruz.

Kamuoyuna saygılarımızla.

Milliyetçi Kongre Derneği

Vatan Gurbetlendi: Türkiye’yi Terk Eden Türkler

Tarih: 20.11.2023

Vatan Gurbetlendi: Türkiye’yi Terk Eden Türkler

Bu çalışma, Milliyetçi Kongre Derneği öncülüğünde hazırlanmıştır.

Türkler, Türkiye’yi terk ediyorlar. İktidarın vatandaş kavramına ve bunun getirdiği medeniyete düşmanlığı, Türkiye’nin yetişmiş insanlarını düzenli olarak kaybetmesine neden oluyor. Üstelik bu gidişat yalnızca gidenlerin sayısı üzerinden okunacak bir veri değil. MetroPoll firmasının 2022 anketinde seçmenin %53’ü yurt dışında yaşamak ya da okumak istediğini belirtti. MAK ve Yeditepe işbirliği ile 2020’de yapılan bir araştırmada, 18-29 yaş arası nüfusun %76’sı yurt dışında yaşamak istediğini söyledi.

Yaş düştükçe, yurt dışında yaşama isteğinin arttığı aşikar. Üstelik son seçim sonuçlarına göre bu gidişatın nasıl şekillendiğini araştıran bir inceleme yok. Fakat eldeki verilerden hareketle, AKP iktidarının devamının gidiş kararı alma süreçlerini hızlandırdığını ve gidenlerin geri dönmeme kararını pekiştirdiğini söylemek mümkün. Bu, AKP iktidarı eliyle demografinin değiştirilmesi demek: Eğitimli “beyaz” Türkler yurt dışına kovalanırken, kültürsüz ve eğitimsiz Suriyeliler, Afganlar, Pakistanlılar, Nijeryalılar, Somalililer ülkeye dolduruluyor. Ekonomik olarak bu, Türkiye’nin modern ve Batılı bir ülke olmak iddiasından vazgeçmesi demek. Nitelikli iş kollarında yüksek katma değerli, birim fiyatı yüksek ihracat yerine, basit kol gücüne dayalı düşük nitelikli üretim ve bunun ihracatıyla para kazanmak – mevcut nüfus ve eğitim politikası iktidarın nihai hedefinin bu olduğunu gösteriyor.

TamgaTürk’ün 2021 yılında yaptığı “Vatan Gurbetlenince: Yeni Türk Kolonisini Anlamak” dosyası oldukça yoğun bir ilgi görmüştü. Seçim sonrasında aynı temada yeni bir dosya yaparak, Yeni Türk Kolonisi’ndeki yeni gelişmeleri, eğilimleri anlamaya çalıştık.

Yeni Türk Kolonisi

Araştırmaya katılan Türklerin yaş ortalaması 30 civarında; 25-30 yaş arası en kalabalık kitle. 23-48 yaş arasında 35 kişiyle yazılı, 9 kişiyle çevrimiçi yüz yüze olarak gerçekleştirilen mülakatlarda, katılımcıların mesleği sorulduğunda mühendis, doktor, yazılımcı gibi teknik bilgi ve beceri gerektiren meslekler ağırlıklı olarak göze çarpıyor. En fazla göç edilen ülke Almanya, onu Hollanda ve ABD takip ediyor.

Katılımcıların %58’i 4 yıldan kısa süredir yurt dışında yaşıyor, kalanı daha uzun süredir yurt dışında. Bu önceki çalışmayla kıyaslandığında denebilir ki, 2021 dosyasında yurt dışına göçenlerin göç etme kararını özellikle 2015’teki yoğun terör eylemleri zamanında aldığını görmüştük. Bu yeni grup katılımcıların ekserisi, 2018 genel seçimlerinden sonra böyle bir karar almış gibi görünüyor.

Göç Kararını Almak: “Vetenden Doymuşam Meni Kınama…”

Çalışmanın hemen göze çarpan ilk sonuçlarından birisi, en yaygın göç nedeni olarak ‘Bireysel Özgürlükler’in gösterilmesi. Katılımcıların yalnızca %17’si ekonomik faktörleri göç etmeleri için birincil neden olarak göstermiş. Bu, kamuoyundaki yaygın kanının aksine, yeni nesil göçmenlerin yalnızca ekonomik endişeler nedeniyle bu kararı almadıklarını gösteriyor.

Katılımcıların verdiği cevaplarda da bu gerçek tekrar tekrar görülebiliyor. Katılımcıların büyük kısmı, kanunların düzgün işlediği, devletin varlığını hissettirdiği ve haklarının korunacağına inandıkları bir ülkede yaşama özlemlerinden bahsediyor. A.S. örneğin, Türkiye’de ‘Kuralları esnetmenin akıllık zannedildiği, rüşvetin, vergi kaçırmanın, mafyalık yapmanın marifet sayıldığı’ ortamdan şikayet ediyor, ve bunda yalnız değil. S.T. de benzer şekilde, ‘Kazıklamak, hak yemek, vergi kaçırmak gibi şeyler burada büyük ayıp.’ diyor, Türkiye’yle yaşadığı ülkeyi karşılaştırınca. N.K. da yine, ‘devletin burada yaşayanları kandırmayacağını bilme’nin onu mutlu ettiğini söylüyor. Tüm bunların daha az stresli bir yaşama olanak sağlaması da yine çokça bahsedilen bir tema. M.A.K. ise, Türkiye’de insana hiç değer verilmediğini görmek için biraz dışarıdan bakmak gerektiğini söylüyor.

Yine benzer şekilde, saygı görme ihtiyacı da tekrar tekrar karşımıza çıkan temalardan. Yabancı bir ülkede yaşamanın avantajları sorulduğunda, katılımcıların çoğu diğer faktörlerden önce sosyal ahlakın ve karşılıklı saygının onları rahatlattığından ve bunun günlük hayatın stresini de önemli ölçüde düşürdüğünden bahsetmiş. F.A., mesela, yurtdışında yaşamaya başladıktan sonra Türkiye’de insanların birbirine saygı duymadığını daha net gördüğünü belirtmiş. Bu saygı görme ihtiyacı, kanunların düzgün işlediği bir ülkeye duyulan özlemle de iç içe geçiyor, zira katılımcılar her ne kadar göçmen de olsalar, yaşadıkları devletin onların haklarını savunacaklarına duyduğu inanç, Türkiye’ye duydukları inançtan daha yüksek. O.P., öte yandan, insanların gülümsemesinin, yolda karşılaşılan rastgele insanın tehditkar olmamasının yaşadığı ülkede kalmak için en önemli gerekçelerden biri olduğunu söylüyor.

Kısacası, göç kararını almada en önemli faktör, devlete ve topluma karşı duyulan güven duygusunun yitirilmesi gibi gözüküyor. İçinde yaşadıkları toplumdan ve devletten hak ettikleri saygıyı ve adaleti göremeyen nesil, bunları bulabileceğine inandığı yerlere göçüyor. Yani öncelik rejime dair kaygılar, sonra bireysel huzur ve saygınlık geliyor. Ekonomik faktörler ise, bu şahsi meselelerin ardından geliyor. Üstelik ekonomik faktörler, basit bir fakir olmak - zengin olmak ikiliğinde ele alınmıyor. Katılımcılar, ekonomik gerekçelerini "emeklerinin karşılığını almak" üzerinden tarif ediyorlar. Yani burada beş parasız oldukları için göçmüş değiller, fakat hak etmeyenlerin, emek harcamayanların kendilerinden daha fazla kazandığını görmüş ve bu yüzden öfkelenmişler.

Gurbette Yaşamak: “Gurbet Kelepçedir Yurdu Sevene…”

Yurt dışına göçen Türklerin çok azı ırkçılığa ya da benzer muameleye maruz kaldığını belirtiyor. Maruz kalanlarsa, ilginç bir şekilde çoğu zaman hak veriyor: Bir ülkenin göç etmeyi zorlaştırması lazım diyorlar. Yüz yüze mülakat yapılanlardan ikisi, yurt dışına göçme kararında Türkiye’deki kaçak göçmenlerin yarattığı sıkıntıların da etkili olduğunu söyleyerek, ülkelerin nitelikli insanlar haricinde kitlesel göçlere karşı zorlaştırıcı tedbirler almasını desteklediklerini doğrudan söylediler.

Yurt dışında gördükleri muamelede en önemli faktörlerden birisi, gittikleri ülkede daha önceden göçen Türklerin yaşayıp yaşamaması. Kolaylık olsun diye mevcut göç eden kitleyi “Beyaz Türkler”, 60’lı yıllardan itibaren misafir işçi olarak göçen Türkleri ise “Mavi Türkler” olarak kodladık. Beyaz Türkler, Mavi Türklerin yarattığı imajdan, uyum göstermemelerinden, gettoda yaşamalarından rahatsızlar. Onların yarattığı imaj nedeniyle ırkçılık yaşamasalar bile önyargılarla uğraşmak zorunda kaldıklarını belirtiyorlar. ABD’ye göçenlerinse bu sorunu yok, ancak başka bir problem karşılarına çıkıyor: FETÖ’cü ağı. Bu ağdan özellikle uzak durmaya çalıştıklarını belirtiyorlar. Yine global bir problem, Recep Tayyip Erdoğan. Erdoğan’ın menfur tavırlarının bulundukları ülkede soğuk yahut düşmanca muamele görmelerine neden olduğunu belirtiyorlar.

Özellikle kadın katılımcılar “görünümleri ve hayat tarzları modern olduğu için” ırkçılığa uğramadıklarını, kolayca benimsendiklerini söylüyorlar. Hemen bütün katılımcılarda kendileri gibi son dönemde göçen “Beyaz Türkler”le bir dayanışma var, Mavi Türkleri ise çoğu zaman olumsuz, bazen de Ö.U.’nun ifadesiyle “ailenin idare edilmesi gereken yaşlı bireyi” gibi görüyorlar. Mavi Türkler onlar için Türkiye’den göçmelerine neden olan her şeyi temsil ediyor gibi.

Yüz yüze görüşülen katılımcıların hemen hepsi yurt dışına göçtüklerinde Türkiye’deki kariyer rütbelerine nazaran bir düşüş yaşamışlar. Aralarında ilk etapta Türkiye’de kazandığından daha az kazanan bile var. Fakat bunu normal ve “huzurla yaşamak için” yapmak zorunda kaldıkları bir fedakarlık olarak görüyorlar. Türkiye’de ise yaptıkları fedakarlık karşılığında bir şey elde edebileceklerine dair inançları kalmamış. B.D., zihnindeki “Eski Türkiye’yi” anlatırken buna işaret ediyor: “Arkasında güçlü aile olmayan ve orta sınıf olmak isteyen birilerinin artık bir yere gelmesi imkansız - eskiden üniversiteye giden iyi bir hayat kurabiliyordu.”

Ve Şu Öksüz Türklüğümüz

Yeni nesil göçmenlerin yaşadıkları sorunların en başında, beklendiği üzere sosyal çevre eksikliği geliyor. Dil öğrenme konusunda yaşanan zorlukların yanı sıra, anadilinde rahatça kurulabilen sosyal iletişimin sonradan öğrenilen dillerde rahatça kurulamaması, bu sosyal izolasyonda önemli bir faktör gibi gözüküyor. A.Ö. bunu, ‘kendi dilinizden kendi kültürünüzden ve burada asimile olmamış birileriyle konuşup dertleşmek istiyorsunuz’ diye ifade ediyor.

Yüz yüze görüşülen katılımcıların hemen hepsi, yurt dışında yaşamaya başladıktan sonra Türk dizileri ve müziklerine ilgilerinin arttığını belirtti. Birçoğu Türkiye’de iken Türk dizilerini izlemez ve müziklerini genellikle dinlemezken, bu içeriğe özlemleri artmış.

Türkiye’den memnun olmamalarını siyasete, ekonomiye bağlayanlar kadar kültüre bağlayanlar da var. E.O.Ş. ve O.P. en net bir şekilde bunu dile getirenlerden. Bütün diğer parametrelerin kötüye gidişini, Türk kültüründeki birtakım marazlara bağlıyorlar. Fakat buna rağmen Türk kültürüne ve özellikle diline özlemlerini dile getiriyorlar. Biraz cüretkar ve spekülatif bir şekilde yorumlayacak olursak, dönüşen ve Batılılaşan Türklerin kültürünü ve dilini özlüyor, fakat evde zor tutulan yüzde ellinin kültüründen nefret ediyorlar.

Bir başka ilginç sonuç da, göç ettikten sonra Türk toplumuna ve mevcut toplumsal yaşam koşullarına duyulan öfke, yahut üzüntünün artması. G.Ç. ‘Agresif, sabırsız ve biraz da tahammülsüz, ve fazlasıyla alaycı’ olduğumuzu fark ettiğini söylüyor. Bu öfke yahut üzüntü hissinin artması ise, daha iyisinin olabileceğine şahit olmaktan geliyor gibi görünüyor. Göç edilen ülkenin kültürüne dair keşifler de var. Birçok katılımcı, göç edilen ülkedeki kültürün hayal ettiğinden farklı olduğunu gördüğünü söylüyor. Liberal, özgürlükçü yahut kozmopolit imajın arkasında zaman zaman sert, kuralcı ve üstünlükçü bir yönelimin yattığını söylüyorlar. Bunu bu ülkelerin başarısının sırrı olarak gören ve bu yüzden daha otoriter yahut müdahaleci görüşleri benimsediğini söyleyenler de var.

Katılımcıların yurt dışına göçü, Türk kimliğine verdikleri önemi biraz artırmış. Bunun yanında siyasi görüşlere de etkileri olmuş. Birçoğu daha liberal düşünmeye başladığını söylerken, aynı anda ekliyor: Bir tık daha milliyetçi oldum.

Katılımcıların hemen hepsi, Türkiye’yle hala çok ciddi bir duygusal bağları olduğunu söylese de, aralarında geri dönmeyi düşünmediğini söyleyenler de mevcut. Ancak, yine tekrarlanan bir tema olarak Mayıs 2023 seçimlerinden sonra Türkiye’yle olan bağlarını koruma ve sürdürme hususunda gösterilen bir yılgınlık da görülebiliyor. Siyaseten aktivizmin düştüğü, siyasi görüşler keskinleşse de “bir şey yapma arzusu”nun ortadan kalktığı maalesef gözlemlenen bir husus.

Yine de, katılımcıların yarıdan çoğu bir gün Türkiye’ye dönmek ve Türkiye’de yaşamaya devam etmek isteklerini belirtiyorlar. Ancak bu planlar için hemen herkesin bir takım ön koşulları var. C.H. örneğin, çocukları kendi hayatını kurduktan sonra dönmeyi düşündüğünü söylüyor. Ya da ekonomik bağımsızlığını kazanmak ve kendini güvenceye almak yine yaygın bir ‘geri dönüş şartı’ olarak karşımıza çıkıyor. 2021’le karşılaştırınca, geri dönüş için kurulan cümleler, verilen hedefler çok daha müphem. Dönmek bir özlem olarak içlerinde, fakat bir plan olarak gündemlerinde değil.

Göçenlerin hemen hemen hiçbiri, yurtdışındaki yerleşik Türk topluluğuyla düzenli bir iletişim içerisinde değil. İletişimleri çoğunlukla, çeşitli kapalı arkadaş grupları ile sınırlı kalıyor. Burada yine birkaç kez belirtilen acı bir husus, B.T.’nin cümleleriyle Türk topluluğu ile iletişimin birincil yolunun -özellikle Kıta Avrupası için- bir cemaate üyelik olması. Bu cemaatler üzerinden yürütülen organizasyon şekli, görünen o ki, geniş çaplı ve etkin bir diyaspora kurulmasının önünde dev bir engel. 44 katılımcıdan hiçbiri, anketin yapıldığı tarih itibarıyla herhangi bir Türk derneği ya da organizasyonunda aktif değil.

Kaldı ki, yeni nesil göçmenlerin hemen hiçbirisi kendisini halihazırda Avrupa’da yaşayan işçi kolonisiyle ayni milletten/kültürden görmüyor. Hatta bu koloniden doğan negatif önyargıların kendileri için ciddi zorluk çıkardığını düşünenlerin sayısı, yukarıda değinildği gibi hayli fazla. Katılımcıların çoğu bu kitlenin, Türkiye’de kaçtıkları kuralsızlık ve saygısızlık kültürünü, yaşadıkları ülkede devam ettirmesinden şikayetçi. S.T. bunu, "80'lerde göç eden Gaziantepli bir adam hala 80’lerde yaşayan Gaziantepli nasılsa öyle" diye ifade ediyor. Ancak, S.K. da başka bir konuya dikkat çekiyor: ‘Yaşadığım ülkedeki Türk topluluğu nispeten son yıllarda oluşmaya başladığı için güncel Türk kültürünü daha tutarlı temsil ettiğini düşünüyorum.’

Fakat katılımcılar yine de tamamen umutsuz değil. Zira, bu yeni koloninin mensupları ekseriyetle yüksek eğitimli, ve Türkiye’de de halihazırda ortalama-üstü bir hayat yaşıyorken, daha iyisini arayarak göç etmiş bir kitle. Politik okuryazarlığı ve kültürel duyarlılığı da yüksek olan bu kitlenin, Türkiye’yle bağları hala bir hayli kuvvetli. Burada birikmiş bir potansiyel enerjinin, Türkiye’yi ve Türk’leri daha iyisini aramaya iten ateşi yakacak kıvılcımı taşıyor olma ihtimali fazlasıyla mevcut. Zamanla bu bağlar çözülmeden, kitleyi harekete geçirecek bir organizasyona duyulan ihtiyaç kaçınılmaz.

Sonuç

Yurt dışına göçen Türklerin, “burada neden mutsuzdunuz, orada neden mutlusunuz?” sorusuna verdikleri cevapların özeti, “burada kural var.” cümlesi. Kuralsızlıktan, öngörülemezlikten, bunun yarattığı yolsuzluk ve haksız rekabetten bunalmışlar. Fakat aynı zamanda kimliklerini seviyorlar, büyük bir kısmı daha kozmopolit, “dünya vatandaşı” gibi bir tanımlama yerine, daha “Türk” bir öz tanımlamaya geçtiklerini söylüyorlar. Üstelik bunların ciddi bir kısmı Türkiye’de iken milliyetçilik karşıtı imiş.

O.P., yeni Türk kolonisinin bilinçaltını dışa vuruyor: “Beni bekleyen bir Türkiye yok.” Eğitimli, nitelikli, talepkâr ve ahlaklı Türklere hitap etmeyen mevcut rejim, onlara gelin mesajı vermeyi bırak, buradakilere gidin mesajı vermeye devam ediyor. Bu kadar sevdikleri ülkeleri için artık siyaseten bir şey yapılabileceğine inanç hemen hemen kalmamış halde. Fakat yardım yapacağı zaman Türkiye’deki STK’ları seçenler, politik aktivizmi bıraksa da deprem vb. felaketlerde Türkiye’ye kulak kabartanlar, ilerleyen yıllar için umut vaat ediyorlar. Ö.A., katılımcıların ortak görüşünü özetliyor, “şartlar düzelirse dönmek tabii ki isterim.” Fakat bu şartların nasıl düzeleceğini bilmiyorlar ve bunun bir parçası olma talepleri yok olmuş. Kısa ömürlerinde huzurla yaşama hakları olduğuna inanıyorlar ve mücadele süreçlerinin sonuç alamadığını gördükçe aktivizmlerini yitirmişler.

Yeni Koloninin en olumlu tarafı, yurt dışındaki Türk imajına yaptıkları katkı. Mavi Türklerin yaşadığı ülkelerde “başka Türklerin de var olduğu”nu ispatlarken, mevcut Türk nüfusunun az olduğu ülkelerde epey “elit ve nitelikli” bir Türk imajı çiziyorlar. Kendileriyle tanışanların Türk kültürüne, tarihine ilgisinin arttığını belirtiyorlar. Kendiliğinden gelişen bu süreç, FETÖ ve PKK gibi yapılarla mücadelede kamu diplomasisinin araçlarından biri olacaktır. Yurt dışında yaşayan Beyaz Türkler, huzurlu ve kurallı bir ülkede yaşamak arzularını -hala- Türkiye’den nefret etmeden dile getiriyorlar. Soğudukları şey rejim ve bu rejimi mümkün kılan “yerli ve milli Türkler.” Türkiye’yi dönüştürmek isteyecek özgürlükçü, modern ve seküler milliyetçiliğin en önemli ve etkili destekçisi olmaya namzetler. Vatan onlar için bozuk kültürlü Türkler eliyle gurbetlenince, gurbeti vatan kılmışlar. Sayıları git gide artarken, sosyal ihtiyaçları da artıyor. Bu ihtiyaçlara hitap etmek, Milliyetçi Kongre’nin öncelikleri arasında yer almalıdır.

Ehl-i dil ârâm eder her kanda kim rağbetlenir
Kâh olur gurbet vatan Kâhî vatan gurbetlenir."
Milliyetçi Kongre Derneği adına hazırlayanlar;

Ömer Faruk Engin

M. Bahadırhan Dinçaslan

Temiz Türklerin Siyaseti

Tarih: 07.11.2023

Temiz Türklerin Siyaseti

“Soruyorlar, ozanlar da siyasete karışır mı? Elbette karışır. Siyaset, hamurdan demire kadar her şeyin içinde vardır.” Aşık Reyhani, Demirel – Ecevit çekişmesini eleştirdiği “Ne Keloğlan Ne Karaoğlan” hicvine başlamadan önce böyle bir anons yapıyordu. Evet, siyaset hamurdan demire kadar her şeyin içinde vardır. Siyaset-dışı kalmak fikri bir dönem Türk milliyetçileri arasında itibar görmüşse de, fiili tecrübeler çok geçmeden bunun anlamsız olduğunu gösterdi. Okul müfredatından vergi politikasına, dış ilişkilerden ihaleler yoluyla kimin zengin edileceğine birçok hususta karar veren siyaset kurumundan uzak kalarak herhangi bir siyasi ideoloji taşınamaz. Siyaseti etkilemek maksadıyla “siyaset-üstü” ikonlar yaratmaya çalışmak, mesela, siyaset dışı olmak değil, mevcut siyasi vasıtaların (parti vb.) yetersiz/elverişsiz/sorunlu olduğunu düşünüp, başka yollarla siyaset yapma arayışıdır.

Hamurdan demire kadar her şeyin içinde var olmanın yanında, siyaset her şeyin tanımını da yapıyor. Bugün mesela Batı üniversitelerinde, kamusal alanında ve hatta meclislerinde kimin erkek, kimin kadın olduğuna dahi siyaset karar veriyor. Yahut ülkemizde gösteri hakkını kullanan herkes terörist olabilirken, önceki eylemlerinin yanında festival baskınıyla yüzlerce insanı vahşice katleden sürüler mücahit adlandırılabiliyor. Türklük bile siyasetten bağımsız değil; ayırt etmek için Göktürkler dediğimiz imparatorluğun siyasi bir isim ve kendindenleştirme aracı olarak kullandığı Türk markası, ülkeyi yöneten siyasi iradenin isteği doğrultusunda kah Batı’da, kah Doğu’da konumlanabiliyor.

Şu halde siyasetten uzak kalmak anlamsızdır – en başta iddiamızı anlamsızlaştırır. Fakat mevcut vasıtalar, evet, elverişsiz ve sorunludur. Türkiye’de bir kesim var ki, hangi partiye oy verirse versin memnun değil, oy verdiği partinin aktörleri ne yaparsa yapsınlar seçmenlerinin hepsini yahut en azından ekseriyetini memnun edemiyorlar. Bunun nedenlerini uzun uzadıya irdelemek mümkün ve hem bizim elimizle, hem başka kalemler ve zihinler eliyle uzun uzun tahlil edildi. Fakat nedeninden bağımsız olarak vakıa budur, bu halden bir çıkış aramak da “işlemeyiş”i aşabilmek için yegane yoldur. Temsilsiz kaldığını iddia ettiğimiz kesimin temsil kazanması siyaseti etkileyecektir. Biz bu kesime, Temiz Türkler diyoruz.

Kimdir Bu Temiz Türkler?

Temiz Türklerin kim olduğunu tespit eden bir araştırma yok. Anket şirketlerinin, pazar araştırması yapan kurumların ve akademinin böyle bir tasnifi de yok. Fakat Milliyetçi Kongre kurucularının ittifak ve 14 Ekim’de yapılan büyük kongrede, bu kesimin farklı illerden ve hikayelerden gelen bir delege heyeti olan 600 katılımcının teyit ettiği gibi, ortada böyle bir fenomen vardır.

Temiz Türklerin siyasetten öncelikli beklentileri ideolojik, kurumsal ve hukukidir. Siyasi tercihlerini bireysel çıkarları değil, ortak ve uzun vadeli çıkarları belirliyor. Bir bakıma, Türkiye’de “hazzı erteleme”yi öğrenmiş çocukların yetişkin olmuş hallerine Temiz Türkler diyoruz. İktidarlar, mesela, hele bir defa popülist gelenek oturduysa, anti-popülist hamleler yapamazlar. Seçmen tepkisinden korkarlar. Temiz Türkler, işte, böyle anlarda tepki vermeyecek kitledir. Hamlenin mahiyeti ve işlevleri ortak ve uzun vadeli çıkarları koruyorsa, bunu anlayarak gerekirse destek verecek toplum kesimidir.

Temiz Türkler, 1924 anayasasında eş anlamlı olarak ("...Şahsi masuniyet, vicdan, tefekkür, kelâm, neşir, seyahat, akit, sâyü amel, temellük ve tasarruf, içtima, cemiyet, şirket, hak ve hürriyetleri Türklerin tabii hukukundandır.") kullanılan Türk ve vatandaş kimliğinden başka kimlik taşımazlar. Hemşeri, cemaat-taş, etnik-taş işbirliklerine girmezler; yalnız bilinçli bir tercihten ötürü değil, müktesebatları onların davranışlarını bu şekilde belirlediği için. Bu bakımdan okült siyasetten uzaktırlar. Kalabalık olsalar da, bu tür “siyaset-dışı” bağlar ile birbirlerine bağlı olmadıklarından partiler tarafından ikinci plana atılırlar. Ağaları da, marabaları da yoktur – kanaat önderleri olsa da, bu önderleri fikri uyumları nedeniyle takip ettiklerinden, bunlar eliyle manipüle edilmeleri söz gelimi bir cemaatin mensupları yahut ruhban sınıfı olan bir mezhebin takipçilerine nazaran daha zordur.

Fakat üzülerek söylemeliyiz ki, duygusal manipülasyona açıktırlar. Kalabalık olmalarına rağmen tekil kalmışlıkları onlarda yalnızlık hissi tetikler ve hep “en yakın”a eklemlenmek zorunda kalırlar. Hayal kırıklıkları ve tatminsizlikleri, onları ya radikalleşerek deşarj olmaya ya da kaygı, talep ve prensiplerinden birini seçerek “en azından onu” koruyacak bir yapı içinde erimeye iter.

Güdülenme usulleri proaktiftir, emir aldıkları için değil, öyle olduğuna inandıkları için seçim zamanlarında, felaket anlarında birbirine değen küçük networklar olarak örgütlenir, kolayca sandık görevlisi, yardım gönüllüsü vb. olurlar. Ancak bu networklar kalıcı kurumlar değil, organik iradeyle bir araya gelmiş geçici cemaatlerdir.

Ekseriyetle iyi eğitimlidirler, dozunda bir şüphecilikle rasyonel düşünce tarzını benimsemiş insanlardır. Onlarla sohbet etmek kolaydır; tabular, dogmalarla saldırmazlar – anlaşamasalar bile tartışabilirler. Siyasi ikonları yahut liderlerini korumak için iftiraya başvuramazlar mesela, hiçbir aidiyetleri ahlaki değerlerinden daha güçlü, onları rafa kaldıracak kadar etkili değildir. Trollük yapamazlar, kalabalık içinde anonim bir “robot” gibi hareket edemezler. Siyasetin mevcut yapısı yüzünden bu özellikleri temsillerini sınırlayan nedenlerden biridir. Siyasetle ilişkileri genelde “verici” usuldedir; hemen hiçbir şey almadan savundukları kuruma paralarını, emeklerini, zamanlarını verirler ve çoğu zaman iyi bir iş yapmış olmanın verdiği hisle iktifa edip ön plana çıkmak, hak iddia etmek istemezler. “Aklına getirmez zafer payını / Memleket yolunda kurban olurlar” diye tarif edilen yoksul fakat kahraman neslin manevi mirasçılarıdırlar. Davranışları bu bakımdan epey aristokrattır. Maddi güçlerinin makulü aşan bir oranını gerekli gördükleri anlarda doğru bildikleri uğrunda harcarlar.

Sekülerleri Milliyetçileştirmek

Yukarıda özellikleri sayılan Temiz Türkler, ortak bir ideolojik reçete etrafında buluşmadıkları için, bahsedildiği üzere talep, kaygı ve prensiplerinden birini seçmek zorunda kalıyorlar. Bu ekseriyetle sekülarizm hassasiyeti oluyor. Birçok politikasına ilkesel olarak karşı olsalar da, ekseriyetle CHP’ye oy vermeleri de bu yüzdendir. Şehirlileşmenin bir sonucu olarak ortaya çıkan bir başka kesimse, bu hassasiyeti nedeniyle geleneksel MHP’den kopup, İYİ Parti’nin kurucu tabanı olmuştu. Fakat bu kesim de aynı CHP seçmeni Temiz Türkler gibi, siyasi temsilde samimiyetsizlik ve siyasi programda uyumsuzluk nedeniyle talep, kaygı ve prensiplerinin bir kısmını rafa kaldırmış, bu yüzden “bilişsel çelişki” yaşıyor haldedir.

Teorik altyapısı Seküler Milliyetçilik – 21. Yüzyılda Türk Milliyetçiliğinin Teorisi eserimizde açıklandığı üzere, kalkınma hamlesi sürmekte olan, kimlik buhranları yaşayan, kurucu devrime karşı reaksiyoner hareketlerin dini ve etnik mevzilerde tutunduğu bir ülkede milliyetçilik, devrimi tamamlayacak olan yegane reçetedir. Bu milliyetçilik rasyonel, dolayısıyla seküler, ayrıca “faydacı” olmak zorundadır. Yaşamış ve ölmüş Türklerle değil, yaşayan ve yaşayacak olan Türklerle ilgilenmelidir. Türklerin bireysel ihtiyaçlarının temin ediliyor olup olmadığı ve bunu temin etmenin yolları, bu milliyetçiliğin meselesidir.

Müstakil bir paragraf açarsak, hemen bütün ideolojiler muhataplarına güzel bir gelecek vaat eder. İnsanların çoğunun “ne istiyorsun?” sorusuna vereceği cevaplar da benzerdir, hatta aynıdır. Asıl mesele, bunun nasıl elde edileceği, inşa edileceğidir. Söz gelimi, “eşitlik istemek” tek başına bir anlam ifade etmez, hatta değerli de değildir. Esas olan, insanlar arasındaki eşitliği doğru tanımlayacak ve bunu temin edecek ideolojik bakış ve doktrindir. “Müreffeh bir ülke” talep edenlere bunu vaat etmek kolaydır. Müreffeh bir ülke, fakat, beylik laflarla, popülist argüman ve hamlelerle; en önemlisi de siyasi makam kontenjanlarından birine girebilmek için kariyeri boyunca biat etmiş ve sorumluluk yaratacak, sıranın dışına çıkartacak tek bir laf etmemeyi maharet saymış donuk zihinli insanların teşkil ettiği kadrolarla inşa edilemez. “Ortam da bir mesajdır”, bir kadronun örgütlenme, işleme ve kendi içinde iletişim kurma biçimi, o ortamda doğacak fikirlerin ve politikaların mahiyetini belirler.

Hal böyleyken, Temiz Türklerin milliyetçiliğe ve etno-sembollere duymaya başladığı ilgi tesadüf değil. Bu ilginin daha oturaklı ve aktif bir faza geçmesi, sekülerlerin milliyetçileşmesi sürecini tamamlayacaktır. Bu, Türk milliyetçiliğine de bir süredir dışlandığı sosyo-ekonomik segmentlerden beşeri sermaye olarak beslenme ve bu sayede yenilenme, niteliklenme fırsatı sağlayacaktır. Milliyetçi Kongre’nin öncelikli hedefi, Temiz Türkler olarak kodlanan bu kesimin milliyetçi olmasını sağlamak, milliyetçiliğin yarattığı ortaklık sayesinde, siyasi temsillerini artırmaktır.

Toplumu Sekülerleştirmek

Cumhuriyetin arzu ettiği “yeni sosyete” ve dolayısıyla Yeni Türk, uzun yıllar süren çalışmalar sonunda inşa edilse de, nüfusun tamamına yayılmakta başarısız olmuştur. Bunun nedenleri haliyle uzun bir çalışmanın müstakil konusu, fakat söyleyebiliriz ki yeni sisteme karşı koyanların dinin sürükleyiciliğini kullanması kadar, etnik mevzilere sığınması da Türkleşmek-Medenileşmek-Vatandaşlaşmak sürecinin belli bölgelerde akim kalmasına neden olmuştur.

Köylü, kendisini dinle ifade eder. Din, köylü için bir referans düzlemidir, günlük hayatın bağlamıdır. Dinci akımlar içinse din çoğu zaman ulusötesi networkların kurulabilmesi için araçtan ötesi değildir. Demokratik rejimlerde köylünün siyasete katılmasının sonucu, hiç de mutaassıp bir hayat yaşamayan siyasilerin onların oyunu almak için dini dile başvurması oldu. Bu tarzın normalleşmesi, bu defa beynelmilel dinciliğin önünü açtı, onların meşrulaşmasını sağladı. Köyden kente göç ise, yeni ortamda hayatta kalmayı bilmeyen köylünün hayatta kalmasını kolaylaştıracak bir yapıya eklemlenme isteğini tetikleyerek cemaat ve tarikat yapılarına güç kazandırdı. Türk toplumu bu bakımdan git gide İslamcılaştı; daha önceki yıllarda gayet Müslüman olan köylerde asla görülmemiş yobazlık sahnelerinin şehirlerde karşımıza çıkmasının nedeni budur. Erotizmiyle meşhur Karadeniz bölgesinin köylerinden gelen siyasilerin içinde flört geçen türkülerden “bizim kültürümüzde yok” diye rahatsız olması yahut Bayburt’un bir fotoğrafı içki şişesine basılınca “Bayburtlu Zihni’nin diyarı bu alçaklığı hak etmiyor” diye tepkiler gelmesi bu bakımdan ilginç örnekler. Bayburtlu Zihni sakilerin meclisten çekilmesinden şikayet ediyordu, Bayburt’un yeni temsilcileriyse içki şişesi görünce irkiliyorlar. İslamcı ideoloji ve söylem, İslam’ı da aşan bir şeydir – örneklerde görüldüğü üzere kişiler ve toplumların kendi tarihlerine dair hafızasını bile siler ve kendi illüzyonlarını yerleştirir.

Dinin dinciliğin enstrümanı haline geldiği ve şehre göçmüş yığınların kendi faydalarına olan medeni kazanımlara kısa vadeli hayal kırıklıkları nedeniyle direnç gösterirken kimlik haline getirdiği ülkemizde, bu kalabalığın sekülerleştirilmesi projesi hayatidir. Bu kalabalığın kodlarına uygun bir iletişim kampanyası, cumhuriyetle ortaya konulan projenin uzun vadede herkesin faydasına olduğunu kitlelerin anlamasını sağlayacaktır. Prensip ve dilden verilen ödünler bu kalabalığı ikna etmediği gibi pekiştirmekte ve sayısının artmasına neden olmaktadır. Yapılması gereken ödün vermek değil, doğru dille anlatmaktır.

Ahmet Yesevi’nin İslam’ın Türkistan’da yayılması döneminde şamanistik usullere benzer usullerle yürüttüğü “kampanya”nın etkili olması, günümüz için de dersler barındırıyor. Arap ve Farslarla temasa giren Türklerin Müslüman oluşunun akabinde, çok uzaktaki Türk bölgelerinin de Müslüman olması, aynı şekilde dikkate değerdir. Milli kimlik ve bileşeni olan etno-semboller, dinlerin ve fikirlerin yayılmasına vasıtalık ederler. Bu bakımdan Türk milliyetçisi kimliği ile konuşan bir heyet ve kurumun bu kalabalıklar nezdinde etkili olma ihtimali, diğerlerine nazaran kat kat yüksektir. Milliyetçi Kongre, seküler, rasyonel, medeni değer ve fikirlerin, İslamcılar eliyle gettolara hapsedilen Türklere anlatılması ve benimsetilmesi için hayati bir rol oynayacaktır.

Nasıl Yapacağız?

Türk milliyetçiliği hem değinilen teorik sebeplerle, hem de Türkiye’deki serüveninden ötürü etkili ve sürükleyicidir. Bu yüzden milliyetçi olmayanlar tarafından dahi sahiplenilmekte ve kullanılmaktadır.

İdeolojik tanımlar ve bu ideoloji doğrultusundaki eylemlere göre değil, ikonlar ve markalar üzerinden tanımlama ve değerleme alışkanlığı, Türk milliyetçiliğinin umumi temsilini basit bir futbol taraftarlığı mertebesine indirgemiştir. Üstelik bu durum, isteyen herkesin milliyetçi maske takınabilmesini ve bu iddiasını popülist söylemlerle sözde ispat edebilmesine neden olmuştur.

İlk atılması gereken adım, milliyetçiliği teorik zeminde ele alan ve bu teoriye sadakati bütün biçimsel özelliklerden önce tutan bir yapı tesisidir. Milliyetçi Kongre, bu adımı attı. El işareti, sakal, bıyık, giyim, konuşma tarzı, arkadaş çevresi gibi ilgisiz özellikleri milliyetçi tanımı ve kimliğinin dışına çıkarma hamlesi olarak kongre kuruldu ve “kongre tipi yapılanma”yı esas prensibi olarak belirledi. Bu bakımdan Milliyetçi Kongre, her şeyden evvel Türk Milliyetçiliğinin ideolojik esaslarını tespit eder, yenilenmesi-eklenmesi-çıkarılması gereken bir husus varsa bunu gerçekleştirir, bunu yaparken mensuplarının demokratik katılımını sağlar.

Fakat esas kadar usul de önemlidir. Milliyetçi Kongre, şimdiye kadar yapılmayanları yaparak, yukarıda zikredilen iki misyonunu (Sekülerleri milliyetçileştirmek ve toplumu sekülerleştirmek) cazip bir odak haline gelmek suretiyle gerçekleştirecektir. İnsana dair her şey, milliyetçiliğin meselesidir. Meslek gruplarının problemlerinden yükselen gençlik akımlarının fayda ve zararlarına, kadın düşmanlığının yayılmasından kaçak göçmenlerin yarattıkları sorunlara, demokratik kültürün baltalanmasından ifade özgürlüğüne her alanda söz söylemek ve faaliyet göstermek lazımdır.

Henüz ilk yılında olan ve daha önce birlikte çalışma pratiği olmayan yüzlerce insanı bir araya getiren Kongre’nin bütün hedeflerini bir anda başarması beklenemez. Ancak ilk yılda kendisini yalnız hisseden ve kendi gibi düşünenlere ulaşamadığı için suskunluk sarmalına gömülen kalabalıklara ulaşmak hedefimiz olmalıdır. Yapılacak bütün eylemlerin taktik önceliği, yeni kitlelere kendimizi tanıtmak ve onların da Kongre mensubiyetini temin ederek meşruiyetimizi pekiştirmektir.

Kurulduğu andan itibaren mevcut iktidarın totaliter uygulamalarına direnen birçok Türk milliyetçisine sahip çıktık. Bunu daha sistematik hale getirmek ve Kongre mensubu avukatların maddi olarak zayıf bırakılmış, dezavantajlı hale gelmiş bütün Türklere elini uzattığı bir ağ kurmak yine taktik hedeflerimiz arasındadır. Teşkil edilen ilk meslek komisyonumuz olan Hukuk Komisyonu halihazırda birçok çalışma tamamlamış, etkinliğine devam etmektedir.

Yabancı dilde Türk tezlerini savunan, Türk kültürünü tanıtan ve özellikle yurt dışına göçen Temiz Türklere, çevrelerinde Türkiye’ye dair oluşan soruları kolaylıkla ve içerikten “tam memnun” olarak cevaplama imkanı sunan bir yayın hayati önemi haizdir. Milliyetçi Kongre’nin kuruluşuna öncülük eden TamgaTürk, çok yakında İngilizce deneme yayınına başlayarak bu alanda da öncülük edecek ve Kongre’nin tezlerini uluslararası platforma taşıyacaktır.

Planlanan ilk etkinliklerden biri olarak Mizah Çalıştayı bahar aylarında İstanbul’da yapılacaktır. Birçok komedyen, gazeteci ve akademisyenle halihazırda temasa geçilmiş, etkinliğin temeli hazırlanmıştır. Uygun bir formatla, baskı altındaki bir toplumun siyasi mizaha yöneliş hikayesini bütün muhataplarını bir araya getirerek inceleyecek ve entelektüel çevrelerin gözünden kaçtığını düşündüğümüz bu fenomenle ilgili ilk ciddi çalışmayı biz gerçekleştirmiş olacağız.

Ocak ayında Milliyetçi Kongre bursu ilan edilecek ve ilk etapta üstün başarı göstermiş 5 öğrenciye burs vereceğiz. Bu öğrencilere aynı zamanda farklı meslek kollarındaki üyelerimiz eliyle rehberlik edecek, insan vakarını sürekli törpüleyen mevcut ekonomik ve siyasi ortamda boynunu eğmeden, vakarını kaybetmeden, iradesini kiralamadan büyüyen yetişkinler olmalarını sağlayacağız.

Siyasi partileri yakından takip ederek milliyetçilik anlayışımızla uyumlu işlerini parti ve aktör ayırt etmeden alkışlayacak, ters düşen işlerini ise eleştireceğiz. Ortalama Türk’ün yaşam kalitesini, ifade, hareket, yaşam tarzı hürriyetini milliyetçiliğin esas meselelerinden olarak gördüğümüz için, bu takip işlevimiz alışıldık milliyetçi STK’lardan ayrışacak. Sağduyuya hitap eden çıkışlarımız, kendisini milliyetçi tanımlamasa bile aynı hisleri paylaşan Türklerin milliyetçilik fikrine de ısınmasını sağlayacak.

Birinci yılımızın sonunda yeterli tecrübe elde ettiğimize kanaat getirirsek, Esir Türk Yurtları’ndan soydaşlarımıza rehberlik etmeye, hukuki destek başta olmak üzere davalarının insan hakları, demokrasi, hukuk, sekülarizm gibi evrensel değerlere uygun seyretmesi için yardım etmeye başlayacağız.

Shelley’den çeviriyle,

"Ekersin hasadı başkası yapar
Kazanırsın zengin etmeye eli
Dikersin abanı elinden kapar
Dövdüğün kılıçla donanır beli
Yine ek, tek zalim hasat etmesin
Kazan da sahtekar çıkmasın ortak
Yine dik abanı ele gitmesin
Kılıç tavla fakat belinde bırak."

Hülasa, Temiz Türklerin emeklerinin karşılığını aldıkları, insanın insana kulluk etmediği, kamusal alandaki her aktörün hem haklarını hem de haddini bildiği bir Türkiye inşası için çalışacağız. Gelecek yılki kongreye dek mensuplarımızın birbirini tanımalarını temin edecek ve yönetimimle birlikte genel kurul öncesi istifa edeceğim – bu sayede aramızdan bu işi en iyi yapabilecek arkadaşı seçip yeni başkanımız yapacağız.

Milliyetçi Kongre mensuplarına ve kamuoyuna saygılarımla arz ederim.

M. Bahadırhan Dinçaslan

Milliyetçi Kongre Derneği’nin Cumhuriyetimizin 100. Yılı İçin Hazırladığı Marş Yayımlandı

Tarih: 25.10.2023

Milliyetçi Kongre Derneği’nin Cumhuriyetimizin 100. Yılı İçin Hazırladığı Marş Yayımlandı

Milliyetçi Kongre Derneği, Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. yılına hediye olarak "100. Yıl Cumhuriyet Marşı"nı yayımladı. Sözleri Milliyetçi Kongre Derneği Genel Başkanı Bahadırhan Dinçaslan'a ait olan marş 19.23'te Türk milleti ile paylaşıldı.

Milliyetçi Kongre Derneği, 14 Ekim'de Ankara'da Milliyetçi Kongre'yi toplamıştı.

Milliyetçi Kongre Sonuç Bildirisi

İLGİLİ HABER

Milliyetçi Kongre Sonuç Bildirisi

100. Yıl Cumhuriyet Marşı Sözleri

Tanrının bir asırdır söyünmeyen ateşi
Bir sarı yağız hilal doğdu Tanrıdağı'ndan
Şavkı ısıtır Türk'ü kıskandırır güneşi

Bir damga vurduk asra kalacak ilelebet
Milletinin şanında çok yaşa Cumhuriyet!

Bir kıyama çağırdı, dedemin kemikleri
Kıpırdadı yaylanın başındaki mezarda
Akdeniz'i gösterip buyurunca ileri
Turkuvaza boyandı döktüğüm kanla ferda

Yedi rengin kızılı oldu tacına ziynet
Ak alnın dik başınla çok yaşa Cumhuriyet!

Mülkü onun uğrunda candan geçene verdi
Kudret eliyle alıp Atatürk'ün pazusu
Bin yılın göz yaşından ıssız bozkır yeşerdi
Taze bahara doydu Türk'ün körpe kuzusu

Bir daha ağlamak yok uzak senden kasavet
Türkane neşemizle çok yaşa Cumhuriyet!

Yeni baştan dünyalar yaratılırsa bir gün
Baş köşede Türkiye alır yine yerini
Şiarın bu Türkoğlu: Çalış, güven ve öğün
Torununa miras ver Ata'nın eserini

Yeni asrın ufkunda beş bin yıllık bir heybet
Asya'nın iftiharı - çok yaşa Cumhuriyet!''

Bahadırhan Dinçaslan

Milliyetçi Kongre Derneği Üyelerine Kapadokya Üniversitesi Yüksek Lisans Programlarında Yüzde 5 İndirim!

Tarih: 21.10.2023

Milliyetci Kongre Dernegi Uyelerine Kapadokya Universitesi Yuksek Lisans Programlarinda Yüzde 5 Indirim

Milliyetçi Kongre Derneği üyeleri, Kapadokya Üniversitesi Yüksek Lisans programlarında özel indirimden yararlanabilecek. Derneğimizin üyesi olmak veya bilgi almak için bize mesaj atabilirsiniz.

Milliyetçi Kongre Derneği Sonuç Bildirisi

Tarih: 21.10.2023

Milliyetçi Kongre Derneği Sonuç Bildirisi

Durup ahkam-ı nusret ittihad-ı kalb-i millette

Çıkar asar-ı rahmet ihtilaf-ı rey-i ümmetten

1 Eylül 2023 tarihinde tüzel kişiliğine kavuşan Milliyetçi Kongre Derneği, kurucu kadrosunun yaptığı davet akabinde Türk Dünyası’nın her yerinden Türk milliyetçileri, gözlemciler ve temsilcilerin iştirakiyle büyük kongresini 14 Ekim 2023’te topladı. 600 kişinin katılımıyla gerçekleşen organizasyon; iyi niyet, rasyonel düşünce ve milli terbiye esaslarında uzlaşan Türk milliyetçiliğinin her rengine katılım ve söz hakkı sağladı. Dernek yönetim kurulu olarak evvela katılımcılara ve özellikle kongremizin bir saat gibi kusursuz işlemesini sağlayan düzenleme heyetine teşekkür ediyoruz.

Katılımcıların konuşmaları ve kurucu kadronun vizyonunun bir bileşkesinden ibaret bu metin, Milliyetçi Kongre projemizin esasları ve amaçlarına dair rehberlik edecek, ilk büyük kongremiz akabinde izleyeceğimiz yolun rotasını belirleyecek bildirimizdir.

Neden varız?

Türk milliyetçiliğinin yalnız “ikon ticareti” yöntemiyle temsil edildiği zannı, siyasetin çirkin yüzünün Türk milliyetçiliği üzerindeki olumsuz tesirini artırıyor. Milliyetçilik sanki bir etnik kimlikmiş, bir tarikat yahut aşiret mensubiyetiymiş gibi “milliyetçi” figürlerin siyasette “milliyetçilerden oy almak” için takdim edilmesi ve bu gayrı-ideolojik tutumun milliyetçi kitlelerin haysiyetini zedelemesi en büyük meselelerimizden biridir. Türk milliyetçiliği, mensuplarını makam ve mansıba taşımak için kurulmuş bir paravan şirketin kisvesi değildir. Talepleri falanca şahsı bir yere taşımak, filanca şahsa kazanç sağlamak değildir. Türk milliyetçiliğinin ideolojik talepleri vardır ve bu talepler bir bütün halinde Türk Milleti’nin menfaatinin gözetilmesi prensibi esası üzerine bina edilmiştir. Söyleme ve en önemlisi eyleme aldırış etmeyen, hatta söylem ve eylemin ideolojiyle çeliştiği vakaları görmezden gelmeyi öneren bir anlayış bizim usulümüz ve geleneğimiz değildir. Türk milliyetçileri arasındaki dayanışma, kamu malından pay almak için bir araya gelmiş çetelerin suç ortaklığına benzetilemez. Türk milliyetçileri birbirlerini severler – bu sevgi gerekçesini kimlikten değil, ahlak ve felsefeden alır. Bizler birbirimize baktığımızda, vakarla bir diğeri için çabalayan, zamanından, malından, emeğinden, hatta bedeninden ve canından fedakarlık eden modern çağ şövalyeleri gördüğümüz için sevgiyle dolarız. En fakir ve biçare Türk’ü en saygın makama ve muameleye layık gören alicenaplığa saygı duyarız. İddiaları değil, sözü ve emeği ölçü kabul eder, söze ve emeğe hürmet ederiz.

Türk milliyetçileri böyleydi ve bu hal üzere yaşamaya, mücadele etmeye devam ediyorlar. Fakat “aktör”lükten ısrarla uzak tutulup bir faktör olarak siyasi hesaplarda inorganik ve edilgen bir parametreden ibaret duruma indirgenmemiz, bu saygın kitlenin olabilecek en olumsuz şekilde temsil edilmesine neden oluyor. Üstelik, cumhuriyetimizin en büyük emeli olan “şehirli Türk”ler yetiştirmek bir asır sonra mümkün olmuş ve Türkiye nihayet ciddi bir beşeri sermaye biriktirmişken Türklük ve Türkçülük kimliklerinin bu kadar zavallı temsil edilmesi, hem işgalcilere hem işgale uğramamıza zemin hazırlayan kokuşmuş zihniyetin iç mümessillerine karşı mücadele ederken toprağa düşmüş, ömrünü harcamış atalarımıza karşı büyük bir vefasızlık, derin bir ayıptır. Uzaktaki köylerin yoluna düşen öğretmenler, güç bela tedarik edilen ekipmanla sınır boyu gözleyen askerler, evlatlarını büyük şehre “okuyup büyük adam olmak” için yollayan anne babaların fedakarlıkları, tam da bugünler içindi. Bugünün nesillerini yaratmak içindi. Artık dünya müktesebatını edinmiş ve Türkiye’yi bu müktesebata en büyük katkıyı veren öncü bir ülke olmaya hazırlamak için kollarını sıvaması gereken nesiller varken, eski siyasetin yaşlı zihninin Türk milliyetçiliğine ket vurmasını kabul etmiyoruz. Bizler bu ülkenin okumuş çocuklarıyız ve milletimize borcumuz var. Borcumuz, bu milletin eğilen başını dikmek, feri sönen gözlerinde yeniden kıvılcımlar tutuşturmak ve Türk dendi mi dikilen başlar ve tebessüm eden çehreler yaratmaktır.

Bu itiraz bir reaksiyon değil, aksine aksiyonsuzluğu dayatan irticaya karşı çıkıştır. Türk milliyetçiliği zıddıyla tanımlanmaz yahut yalnız güvenlik söz konusu olduğunda akla gelmez. Türk milliyetçiliği cumhuriyeti inşa etmiştir, Türk milliyetçiliği modern bilimin Türkiye’ye gelmesini sağlamıştır, Türk milliyetçiliği coğrafyamızdaki en öncü, en yenilikçi, en yüksek seciyeli ve en kurmay bakışlı akımdır. Bir ülkede eğitimden sağlığa, vatandaş-toplum ilişkisinden milli güvenliğe bütün uygulamaları siyaset belirler. Siyasetten uzak kalmamız düşünülemez. Ancak siyaset bize yalnızca temsil temelli bir sınırlı varoluş öneriyorsa, bu yalnız fiziki uyaranlara karşı reaksiyon verebilen ilkel bir sinir sistemi seviyesine indirgenmemize neden olur. Bu gettolaşmayı reddediyor ve insana dair her şeyi Türk milliyetçiliğinin bir meselesi olarak gören anlayışımızın siyasette milliyetçi temsili üstlenmesi gerektiğini söylüyoruz.

Hamlemiz, “Temiz Türkler”in siyasette hem görünür, hem belirleyici olmasını sağlamak içindir. Siyasetten ihale, şöhret, kazanç beklemiyoruz. Siyasetin aktörü olup, çok çalışanın çok kazandığı, yeteneğin ve emeğin ödüllendirildiği, vatandaş kimliğinin yegane kutsal olduğu bir Türkiye yaratmak istiyoruz. Devletin üzerine vazife olmayan meselelere karışmadığı, fikrin dayatılan kutsalların muhasarasında küllenmediği, saygın bir vatandaş olarak bireyin refah ve mutluluğunun temini için seküler zemin ve rasyonel düşünceden başka metotlara itibar edilmeyen bir ülke düşlüyoruz.

Bu hamlenin gerçekleşmesi, bir fikir meselesi olduğu kadar bir yöntem meselesidir. Milliyetçi Kongre kurucuları olarak bizler, en doğru yöntemin kongre tipi teşkilatlanma olduğu ve Türk milliyetçiliğinin hem teorik, hem pratik hamlelerinin meşruiyetini, herkesin emeği ve katkısı nisbetince söz sahibi olduğu bu ortak zeminden devşirmesi gerektiği kanaatindeyiz.

Milliyetçi Kongre nedir?

Kongre tipi yapılanma vizyonumuz, derneğimizin adını Milliyetçi Kongre Derneği olarak belirlememizin gerekçesidir. Bu bağlamda Milliyetçi Kongre, bir dernek olarak evvela ilgili kanunların yükümlülüklerini yerine getirip esaslarına uyacaktır. Fakat bununla kalmayacak, kanun dairesinde belirlediği usullerle kongre tipi örgütlenmenin esaslarını uygulayacaktır.

Kongre, kanun ve tüzük uyarınca belirtilen dönemlerde yönetim ve benzeri organları belirlemek için genel kurulunu toplamanın yanında, her yıl Ekim ayında Büyük Kongre başlığında toplantı tertip edecek ve Türk milliyetçilerine çağrı yapacaktır. Bu büyük kongreler kongre yönetiminin geçen bir yıla dair hesap vermesiyle başlayacak, akabinde belirlenen tartışma konularında prensiplerin karara bağlanması ve katılımcıların önerilerinin tartışılmasıyla, takip eden yılın politikalarını belirleyecektir. Dernek genel kurulunun yanında, meslek grupları esaslı bir anlayışla komisyonlar kuracak, bu komisyonların delegelerinin dernek yönetiminde işlev üstlenmesini sağlayacaktır.

Büyük Kongre etkinliğinin yanında derneğimiz milletimizi ve milliyetçiliği ilgilendiren hususlarda çalıştaylar tertip edecek, kanun taslakları başta olmak üzere siyasi kurumlara ve kamuoyuna çözüm önerilerini sunacaktır. Hukuk komisyonumuz gerekli gördüğü davalarda müdahil olacak, güçler birliğinin yarattığı despotik manzarada Türk milliyetçilerine somut ve ehil bir destek sağlayacaktır.

Türk milliyetçiliğinin “sahipliği”ni Türk milliyetçilerinin kolektif şahsına iade etmek, milliyetçiliğimizin seküler, rasyonel ve demokratik mahiyete yeniden kavuşmasını sağlamak, hem milliyetçilik iddiasındaki hem diğer siyasi partiler ve devlet kurumları nezdinde Temiz Türklerin temsilciliğini üstlenmiş bir baskı grubu olmak amaçlarımız arasındadır. Rüştümüzü ispat ettikçe, Esir Türk Yurtları başta olmak üzere Türk Dünyası’nın kalanında da, vaktiyle Ceditçilerin, İttihatçıların, Kemalistlerin üstlendiği gibi tecrübe paylaşımı ve yoldaşlık işlevi üstlenmek hedefimizdir.

Milliyetçiliğe dair esaslarımız

Milliyetçi Kongre Derneği;

  • Seküler düşünce ve pratiği benimsemiş,
  • Bilimsel yöntem ve rasyonel düşünceye bağlı,
  • Demokrasi ve insan hakları esaslı,
  • Türk Dünyası’nın tamamına Türk olarak bakan,
  • Kimin Türk olduğuyla değil, Türk’ün refah ve menfaatiyle meşgul olan,
  • Amaçlar kadar, onlara ulaşmak için önerilen yöntemin belirleyiciliğini idrak etmiş,
  • Yönteminin odağına birey ve özgürlük kavramlarını almış,

Bir Türk milliyetçiliği yorumunu benimser.

Kısa Vadeli Plan

İlk Büyük Kongre ile birlikte ilk genel kurulunu toplayan ve organlarını oluşturan Milliyetçi Kongre Derneği’nin kısa vadeli planında ilk adım olan en geniş üye havzasını oluşturmaktır. Her biri kendisini mahkum edildiği tekillikte yalnız hisseden Temiz Türklerin yalnız olmadıklarını göstermek ve bir aradalığın gücünü fark ederek bu harekete üye olmasını sağlamak en acil hedefimizdir. Milliyetçi Kongre’ye giden yoldaki tecrübelerimiz bize, Türkiye’de bir kesimin sanki hikayeleri tek elden yazılmışçasına benzer süreçlerden geçtiğini, benzer hisler yaşadığını, benzer fikri dönüşümler geçirdiğini gösteriyor. Bu insanların ihtiyaç duyduğu en büyük motivasyon kaynağı, yalnız olmadığını hissetmektir.

Milliyetçi Kongre, 2023 yılı sonuna kadar üye kaydına öncelik vererek büyüme stratejisi izleyecek ve bu esnada öngördüğü komisyonları çalışır hale getirecektir. Türk milliyetçisi gazeteciler tutuklanır, protestocular saldırıya uğrar ve mağdur Türk milliyetçilerinin haklarının temini şöyle dursun, saldıranlar ödüllendirilirken kuruluş safhasında faaliyete geçen komisyonumuz hukuk komisyonu olmuştur. Meslek komisyonları başta olmak üzere kurulacak organlar özelleşme, uzmanlaşma ve uzmanlığın getirdiği “söz hakkını genel stratejiye dahil etme” mekanizmalarının temeli olacaktır.

2024 Büyük Kongre’sine giden süreçte teorik esasların belirlenmesi önceliklidir. Bu bakımdan dernek yönetimi en az üç çalıştay ve dijital forumlar düzenleyerek karşılaşılan meselelerde nasıl tavır takınılacağını prensipte belirleyen kaideleri tespit edecek ve kongrede onaya sunacaktır.

Dernek yönetimi, teşkilatlanma tamamlanıp 1000 üye hedefini gerçekleştirecek, 2024 yılında olağanüstü genel kurul çağrısı yapacak, istifa ederek yeni üyelerin seçeceği bir yönetim oluşmasına öncülük edecektir.

Yaklaşan yerel seçimler öncesinde Türk milliyetçiliğinin ideolojik talepleri tespit edilecek ve siyaset yapıcılarla paylaşılacaktır. Aynı zamanda yerel seçimlerde aday olan siyasilerin milliyetçiliğe dair tutum, iddia ve vaatleri izlenecek, raporlanacak ve Kongre’nin prensip ve amaçlarıyla ne kadar uyumlu olduğuna dair bir tutum belgesi yayımlanacaktır.

Cumhuriyetin 100. Yılında kutlamaların sönük geçmesi ve arzu edilen milli coşkuya merkezi-yerel idarelerin öncülük etmemesi nedeniyle duyulan büyük üzüntü, Milliyetçi Kongre’nin güncel meseleleri arasındadır. 100. Yılımızda cumhuriyeti kuran irade ve vizyonun şanına, cumhuriyet uğrunda yapılan fedakarlıkların yüceliğine ve Türk Milleti’nin bir bütün olarak şerefine uygun bir marş yazılıp bestelenmesi projemiz üzerinde halihazırda çalışılmaktadır. 29 Ekim 2023 tarihinden önce ilk faaliyetlerimizden biri olarak milletimizin beğenisine sunulacaktır.

Milliyetçi Kongre Derneği adına

M. Bahadırhan Dinçaslan

Genel Başkan

Beytepe Mah. 1790. Cad. Nu:61 Çankaya, Ankara

Milliyetçi Kongre Derneği
Iban: TR580001000798977650195001